Eğitim kurumlarımızda gündeme gelen çocuklara yönelik taciz , istismar ve etik dışı davranış iddiaları , toplum vicdanını derinden yaralamıştır . Ailelerimizde ciddi bir endişe ve güvensizlik ortamı oluştuğunu görüyoruz .
Çocuklarımızın güvenliği , psikolojik gelişimi ve sağlıklı kimlik inşası , her türlü ideolojik , siyasi veya bireysel yaklaşımın çok üzerindedir . Eğitim kurumlarımız akademik bilgi verilen alanlar yanında , aynı zamanda çocuklarımızın karakterlerinin , kişiliklerinin ve toplumsal aidiyet duygularının şekillendiği kutsal kurumlardır .
Bu nedenle özellikle okul öncesi , ilkokul ve ortaokul dönemlerinde görev yapan öğretmenlerin , akademik yeterliliği dışında , psikolojik uygunluk , etik sorumluluk , çocuk gelişimi hassasiyeti ve toplumsal değerlerle uyum bakımından da çok kapsamlı denetim süreçlerinden geçirilmesi artık kaçınılmazdır .
Özellikle Yurt dışından özel görevlendirmeyle getirtilen öğretmenler bu süreçlerden titizlikle geçirilmelidir .
Bugün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde , özellikle İngiltere’de uygulanan , çocuk güvenliğini esas alan çok katmanlı bir “Safeguarding & Teacher Vetting” sistemi vardır . Bu sistem , Öğretmenin sabıka geçmişini inceler . Çocuklara yönelik istismar , cinsel suç , şiddet , grooming , exploitation gibi kayıtları tarar . Polis istihbaratı ve korunma kayıtlarını değerlendirir . Kişinin “çocuklarla çalışması yasaklı” olup olmadığını kontrol eder .
Çocuklara zarar verme riski taşıyan kişiler “Children’s Barred List” adlı listeye alınır ve eğitim sektöründe çalışamaz .
Özellikle ilkokul ve ortaokul öğretmenliği için sistemin temel mantığı , “Akademik yeterliliğin tek başına yeterli olmadığını , çocukla temas edecek kişinin psikolojik , etik ve güvenlik açısından da uygun olması gerekliliğini ortaya koyar ! “
Bu nedenle okullar , referans araştırması , geçmiş iş kayıtları , safeguarding eğitimi , davranış analizi , DBS güvenlik taraması, barred list kontrolü , gerekiyorsa overseas criminal record check gibi çok kapsamlı süreçlerden geçmeden öğretmeni sınıfa sokamaz .
Özellikle “çocuklara yönelik eğilim” veya risk şüphesi oluşursa , okul , polis, sosyal hizmetler , DBS , TRA ortak çalışabiliyor ve kişi ömür boyu eğitimden men edilebiliyor .
Esasen ortaya konan çalışma ve yasal düzenlemeler , “Çocuk güvenliği , öğretmen açığından veya akademik başarıdan daha önemlidir .”
Bu yüzden safeguarding kültürü artık bizim de eğitim sisteminin temel direklerinden biri olmalıdır . Böylelikle çocuk güvenliği odaklı denetim sistemleri sayesinde , çocuklarla çalışacak bireylerin geçmişleri , eğilimleri , davranış riskleri ve çocuk güvenliği açısından uygunlukları detaylı şekilde incelenmiş olacaktır .
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de artık benzer bir “Çocuk Güvenliği ve Öğretmen Uygunluk Sistemi”nin Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde oluşturulması gerekmektedir . Esasen tüm bu süreçler çok önceden düşünülmeli ve eğitim sistemimiz ve çocuklarımız için gerekli öncü tedbirler alınmalıydı .
Bu kapsamda Milli Eğitim Bakanlığımıza önerimiz .,
1. İlk ve ortaöğretimde görev yapacak tüm öğretmenler için gelişmiş güvenlik soruşturması ve çocuk koruma taraması sistemi kurulmalıdır .
2. Çocuk psikolojisi, davranış eğilimleri ve etik uygunluk bakımından bağımsız değerlendirme mekanizmaları oluşturulmalıdır .
3. Çocuklara yönelik istismar , taciz, psikolojik yönlendirme veya kimlik manipülasyonu riski taşıyan bireylerin eğitim kurumlarında görev almalarının önüne geçilmelidir.
4. Eğitim sistemi , aile yapımızı , toplumsal değerlerimizi ve çocuklarımızın sağlıklı gelişim süreçlerini koruyacak hassasiyetle yeniden ele alınmalıdır .
İçinde bulunduğumuz çağ , insanlık açısından çok hızlı bir sosyal dönüşüm ve geçiş dönemidir . Bu süreçten en fazla etkilenen kesim ise çocuklarımız ve gençlerimizdir . Çocukların henüz kimlik , kişilik ve psikolojik gelişim süreçlerinin tamamlanmadığı dönemlerde , onları etkileyebilecek her türlü ideolojik , davranışsal veya yaşam biçimsel yönlendirmeye karşı eğitim kurumlarımızın çok daha dikkatli ve koruyucu olması gerekmektedir .
Hiçbir bireyin özel yaşamı hedef alınmadan , ancak çocuklarımızın üstün yararı esas kabul edilerek , eğitim ortamlarının her türlü tartışmadan uzak , güvenli , dengeli ve toplumsal hassasiyetlerle uyumlu şekilde korunması devletin temel sorumluluğudur.
Çocuklarımızın güvenliği konusunda toplum olarak sessiz kalamayız .
Bu konu vicdani , insani ve toplumsal bir meseledir .
Kamuoyuna saygıyla duyurulur .